Neden bu kadar mutsuzum!

Herkes mutlu ama ben neden bu kadar mutsuzum!

Gerçekten mutsuz muyuz yoksa mutsuzluğumuzu olduğundan fazla mı yaşıyoruz. Belki de olur olmaz her şeye karşı hassas davranıyor olmamızdan belki de her şeyi fazla önemsiyor olmamızdan mı kaynaklanıyor, mutsuzluğumuz…

Herkese Merhaba, bugünkü yazımızı mutsuzluk üzerine yoğunlaştırıp neden mutlu olamadığımızı açıklamaya çalışacağım. Aslında mutsuzluğumuzun birkaç nedeni var: 

1. Geçmişi, kendimizle yaşatıyor olmamız.

Geçmişten ders çıkarmak kadar güzel ancak geçmişle de yaşamak kadar kötü bir şey yoktur. Günlük hayatta zihnimizi en çok yoran ve meşgul eden düşünsel eylemlerin başında bu gelmektedir.

Kişisel Gelişim ve liderlik uzmanı Robin Sharma, ‘Bir hata ancak onu ikinci kez yaparsanız, hatadır.’  der. Bir defa ne yaparsak yapalım geçmişi değiştiremeyiz. Evet zamanında bazı hatalar yapılmış. Ama bu hataları zamanında düşün(e)memişsin bundan sonra da  düşünmenin  bir anlamı olmayacak. Sırtını dönmelisin geçmişe; keşkesiz ve amasız bir şekilde ve bir daha açmamak üzere kapatmalısın o defteri. Yeter ki ikinci defa YAPMA!

2. Hayatı monoton yaşayıp farklılığa uzak tutuyor oluşumuz.

Hayatı, çok sıradanlaştırdık:  Evden işe, işten eve. Günlük hayatta iletişimde en çok konuşulan sözdür bu. Bir insan, hayatına ekstralar katamazsa, kendini yenileyemezse  dolayısıyla ruhunda farklılık oluşturmazsa konulduğu raf, altın da olsa tozlanmaya ve de paslanmaya mahkumdur. İnsanoğlu düşünen bir varlıktır. Yaşadığı sürece de bu argümanından vazgeçemez. O nedenle kendini yenilemeli, yeni projelere imza atmalı ve değişikliklere direnç göstermek yerine uyum sağlamalıdır.

Bu karşılaşmadaki en büyük engeli ise ataletidir. Atalet, eylemsizlik halidir. Herhangi bir harekete karşı birçok sebebe bağlı olarak direnç gösterme durumudur. Kişinin neyi istediğini ve buna ulaşmak için neler yapacağını bildiği halde harekete geçmemesi, içinde var olan potansiyelini, yeteneklerini kullanmaması yani yapılması gerekeni bildiği halde yapmaması onun atalet halinde yaşadığını gösterir. Siz bu ataletik durumunuza karşı koyamazsanız bir süre sonra atalet virüsü,  tüm vücudunuzu ve benliğinizi ele geçirecektir. En tipik belirtileri ise; tembelliktir ama en çok da  ertelemecilik…

3. Mutluluğu daha çok maddiyata bağlıyor olmamız (Para, mal, mülk…)

                               

 

 

 

Bir sokak röportajında insanlara ‘Mutlu musunuz?’ diye sorulsa eminim çoğu hayır diyecektir. Nedeni diye sorulursa birçoğu da bunu maddiyata bağlayıp para, mal, mülk yetersizliği (sahip olmamayı) şeklinde sıralayacaktır. Oysa, aslında mutluluk bu maddi parametrelerde saklı olsaydı ‘mutsuzluk’ zenginlerin evlerine hiç mi hiç konuk olmazdı. Şimdi etrafımızdaki zenginlere bakalım gerçekten hep mutlular mı diye… Mutluluk, sürekliliği olan bir olgu değildir. O nedenle sadece mutlu anlar vardır. Mutluluk, cömerttir, bencil değildir, ayrım yapmaz herkesin ruhuna uğrar. Yeter ki onu nasıl karşılayabileceğini bil.

4. Mutluluğumuzu,  çevremizdekilerin ölçeğine bırakmış olmamız.

Mutsuzluğumuzun temel nedenlerinden biri de hiç şüphe yok ki, başkalarına göre hareket ediyor olmamız. Çünkü ne kadar beğeniliyor ve takdir ediliyorsak mutluluk göstergemiz de o denli değişkenlik gösteriyor.

Bu durumu ülkemizde yıllarca yapılan popstar yarışmaları ile açıklamaya çalışacağım. Onlarca belki de yüzlerce popstar yarışmacısı vardı. Hepsi de çok ilgi gördüler, beğenildiler falan filan. Sahi ne oldu onlara… Ne mi oldu, hepsi de anlık popülizmin temelsiz yapıları olduklarından onlardan eser kalmadı. Bir şeyi yaparken başkaları ne der  ya da başkaları da beğenir mi diye değil; kendi benliğinize uygun kararlar vermeye dikkat edin. Hiçbir zaman da benliğinizi başkalarına emanet etmeyin. Çünkü emanet olarak bıraktığınız şey % 100 sizin değildir. Ancak benliğinizle hareket ettiğiniz şey %100 sizindir.

5. Duygularımıza yabancı kaldığımız için kendimizi, mutluluktan ziyade mutsuzluğa daha yakın hissetmemiz.

Aslında biz çoğu zaman etrafımızdaki güzelliklerin farkına varamıyoruz.

Etrafımızdaki güzelliklerin  farkına bir varsak, mutluluğun çok da uzak olmadığını görebilirsiniz. Ama bunun için mutluluğu dair duygunuzu kaybetmemeniz gerekir. Şunu da unutmayın duygu , bedenimizin, ruhumuzun, düşüncelerimizin her anında var olduğunu da unutmayın.Bazen bir tebessüme karşılık vermek, bir çiçeği koklayıp yüreğini ferahlatmak, güneşin batışını sevdiğin biriyle izlemek, bir nehrin akışında rüyalara dalmak; bazen de kuş cıvıltılarına melodi ilave etmek, sokaktaki bir çocuğun çaldığı mızıkaya ritim uydurmak vs…

Mutluluğun hayatınıza hep eşlik etmesi dileğiyle…

EDİP KAYA

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir